Ağu 012011
Slika
Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Türk geleneklerinde hedik deniyor, Arap Hristiyanlar ise slika diyor. Genellikle çocuğun ilk dişi çıktığında ya da bir ölünün kırkında yapılıyor. Resimdeki biz Arap Hristiyanların yaptığı bir hedik. slika deniyor Arapçada. Kendisi kadar yapılış süreci de hakkında iki satır yazı yazmayı değerli kılıyor.

Lise yıllarımdı sanıyorum. Dedemi kaybetmiştik. Çok sevdiğim dedemi kaybetmenin acısını üzerinden geçen 40 günün sonunda da atamamıştım. Evimizin salonunda, yemek masası etrafında aile büyükleri toplanmış ne tartışıyor olabilirlerdi? O zaman büyüklerin telaşesinden slikanın özenle yapılması gereken bir şey olduğunu ve nedeninin büyük bir ritüelin bir parçası olmasında gizli olduğunu idrak edememiştim.

Yıllar sonra anneannemin kırkında biraz daha bilinçliydim. Annem bir hafta öncesinden büyükleri arayıp slikanın nasıl yapılması gerektiğini öğrenmiş, malzemeleri özenle seçmeye ve hazırlamaya başlamıştı. Ama bütün bu çabaları yine 40. gün gelip çattığında eve gelen büyük teyzelerimizin tartışacak birşeyler bulmasına engel olamadı. slika yapılırken sinirlerin yıpranmış olmasından mı yoksa çok dikkat gerektiren bir süreç olmasından mı bilmiyorum her zamanki gibi bir tartışma çıkmıştı.

Tartışmanın konusu genellikle olduğu gibi içerisine konan yemişlerin oranı ile başlamış, daha sonra üzerine konan kavrulmuş un ve en son pudra şekerine düzgün bir şekil verilmesi ile devam etmişti. En sonunda üzerini süslemek için alınan badem şekerleri arasından en düzgünlerinin seçilmesi ve onlar ile bir haç şekli verilmesi gerekiyordu. Tüm bunları yaparken her adımda görüş ayrılıkları çıkıyor, farklı kökenden gelmemelerine rağmen ailenin kadınları birbirine giriyordu. slika kilisedeki ayine yetiştirilene kadar bu gerginlik sürüyordu.

Malzemelerin seçilmesinden kiliseye taşınma sürecine kadar özen isteyen slikanın malzemelerini hazırlarken annemden aldım. Yapım sürecinde ailenin büyükleri beni yaklaştırmadı ama yankından gözlemleme fırsatı buldum. Bu kadar anlatmışken bir de tarif vermek yerinde olur sanırım. Belki geleneğin devamlılığını sağlamaya ufacık bir katkım olmuş olur.


İçindekiler:

  • Kabuklu buğday (tanelerinden birkaç tanesi açılıncaya kadar haşlanacak sonra süzülüp, temiz bir bezin üzerine ince bir şekilde serilip kurutacak) ⎮2 kg
  • Badem ( üzerine kaynar su dökülüp kabukları soyulacak. Sonra ortadan ikiye bölünecek ve kurutulacak) ⎮1 kg
  • Kuru üzüm (bir gün önceden yıkanıp kurumaya bırakılacak) ⎮1,5 kg
  • Fındık ve ceviz (bıçakla dört parçaya ayırılacak) ⎮1’er kg
  • Kabuklu küncü (fırında pembeleşinceye kadar kavrulup soğuduktan sonra yarısı makinede çekilecek) ⎮1 kg
  • Un (fırında pembeleşinceye kadar kavrulacak) ⎮400 gr
  • Pudra şekeri ⎮ 750 gr
  • Badem şekeri (isteğe göre beyaz ya da siyah) ⎮500 gr
  • Tarçın

Önce buğdayı büyük bir leğene koyuyorsunuz. Üzerine bademi fındığı, cevizi, çekirdeksiz üzümü, çekilmiş ve çekilmemiş küncüyü koyup karıştırıyorsunuz. Daha sonra büyük bir tepsiye bunları sıkıştırarak yerleştiriyorsunuz. Küçük tel süzgeç yardımı ile kavrulmuş unu serpiyorsunuz (un harcın rutubetinin şekere geçmemesi için). Yağlı kağıt yardımı ile düzgünleştiriyorsunuz. Pudra şekerini süzgeç yardımıyla koyup düzeltiyorsunuz. Badem şekerleri ile haç şekli verip (biz Hristiyanlara özgü bir aşama bu tabii) haçın içerisini tarçın ile dolduruyorsunuz.

Tabii ki hemen yemiyorsunuz. Kilisede bir tören eşliğinde dualar okunduktan sonra karıştırılıp dağıtılıyor. Ancak ritüel sırasında slikanın düzgün olması ve içindeki malzemenin bolluğu önemlidir. Verilen özeni gösterir. Dediğim gibi slikanın yapım süreci ilginçtir, bir o kadar da zahmetli…

photo0118
photo0122
photo0123
Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone